30 Mayıs 2009 Cumartesi

Pizza (ıspanaklı, sucuklu )


Canımız pizza istedi, pizzacıdan mı istesek derken kızım "ya anne evde yapalım, pizza için tüm malzemeler var" dedi. Ben de yürüyüşe gidecektim. Anne sen hamuru yoğur, gelene kadar kabarır dedi. Ben hamuru yoğurdum kabarmaya bıraktım. Giderken Rana'yı (kızımın arkadaşı, ayrıca aile dostumuz, annesi şu an görev icabı Ankara'da bulunuyor) çağırmayı unutma dedim. 1 saat sonra döndüğümde hamur bir kabarmış bir kabarmış ki görmelisiniz. Hamuru o kadar çok yapmışız ki(siz yarım ölçü kullanabilirsiniz) 2 pizza yapmaya karar verdik. Rana malzemeleri doğradı, ben sucuklu pizzayı, kızım da ıspanaklı pizzayı yaptı. Yani üç kişi pizza yaptık,biraz daha ince yapsaydık üç pizza çıkardı.

Fırından çıkarıp soğumasını beklemeden hemen yedik. Yanında da pizzanın olmazsa olmaz dediğimiz kolasını içtik. Benim Amerika'dan getirdiğim acı sosla da çok leziz oldu. Gerçekten çok güzel olmuştu. Erçin hanım siz gelince de bir pizza partisi daha yaparız.

Hemen size tarifini vereyim.

Sucuklu sosisli pizza

Malzemeler

Hamuru için

1 bardak ılık su
yarım bardak ılık süt
1 yemek kaşığı şeker
1 paket toz maya
1 bardak beyaz un
Alabildiği kadar kepekli un
4 yemek kaşığı sıvı yağ
tuz

İç malzemeleri

1. pizza için

2 domates
2 yeşil biber
4 tane sosis
1 tane sucuk
1 su bardağı kaşar peyniri
1 kaşık domates salçası
1 yemek kaşığı kekik

Yapılışı

Tepsi içini yağlayalım, hamuru tepsiye elimizle yayalım. Sulandırdığımız salçanın içine kekigi koyalım, bu karışımı hamurun üzerine sürelim. Onun üzerine biraz kaşar serpelim, üzerine doğradığımız domatesleri (kabuğu soyulmuş, küp küp doğranmış) biberleri yayalım. sonra sosis ve sucukları dizelim. En son kaşarları üzerine serpelim. 200 derecede önceden ısıtılmış fırında üstü kızarıncaya kadar pişirelim.

Ispanaklı Pizza



Malzemeler

200 gr ıspanak
1 su bardağı kaşar
1 kaşık domates salçası
1 yemek kaşığı kekik
tuz
karabiber

Yapılışı

Hamuru yağladığımız tepsiye elimizle yayalım. Sulandırdığımız salçanın içine kekiği koyalım, sonra üzerine yayalım, üzerine biraz kaşar serpelim. Ispanakları tepsiye kesmeden parça parça döşeyelim. En üstüne kaşarları serpelim. 200 derecede önceden ısıtılmış fırında üstü kızarıncaya kadar pişirelim.



Bu da geriye kalan pizzalar, 3 kişi ne kadar yediğimizi hesap edin. Daha da yiyecektik ama, kendimize dur demesini öğrendik.

28 Mayıs 2009 Perşembe

İşte bu benim balkonum


Tabii bu balkon 8. katta manzarası güzel, önünde bina olmadığı için görüş mesafesi açık. Masamın ve sandalyemin örtüsünü salı pazarından 4 parçasını 1 liraya aldım , ikiye kestim(yırttım) sandalyelerime örtüp arkadan uçlarını fiyonkla bağladım. Bir parçasını da masama örttüm. Hiç dikiş falan yok kirlenince çıkarıp yıkıyorum tekrar bağlıyorum.



Balkonda oturmasını, çiçeklerimi çok seviyorum. Hele sabahleyin İstanbul'un puslu havasında kahvaltı yapmasını serin havada sıcak çayımı yudumlamayı çok seviyorum. Masanın üstünde duran eski çaydanlığım içine minik kokulu karanfillerden diktim sürekli açıyor. Masanın üstünde bir türlü yetiştirmesini beceremediğim fesleğenlerim var. Fesleğen yetiştirmesini bilen varsa ne olur bana bilgi versin. Lütfen......





Bunlar da benim çiçeklerim. Bu sene geç kalmakla beraber yinede yapmaya çalıştım.





Bu gülü geçen yıl almıştım, küçücüktü. Bu yıl ise kocaman oldu, tomurcuklandı. 2, 3 gün sonra açar.


27 Mayıs 2009 Çarşamba

Bebek Hırkası ve Başlığı


Bu hırkayı da küçük kızıma örmüştüm. Hala yeni gibi. Beğendiğim bir model. Basit fakat güzel bir hırka. Saç örgüsünün aralarındaki model pirinçtir. Yakadan başlanmıştır. Başlığı da aynı modelden işlenmiştir.



26 Mayıs 2009 Salı

Rüyalar Şehri Venedik


Venedik İtalya'nın doğusunda 114 adacıktan oluşan bir adaymiş. Venedik'de adacıkları 170 kanal birbirine bağlar. Bu kanalların üzerinde 135 köprü varmış.





Sabahın 6'sında yola çıktık. Trene bindik 3 saat sonra Venedik'deydik. Hemen 5 euroya bir harita aldık. Aman nasıl yağmur yağıyor anlatamam, şemsiye de yok sırılsıklam olduk. Hintliler istasyonun yakınında şemsiye satıyorlar. Bir şemsiye 5 euro ama biz pazarlıkla 3 euroya 2 tane aldık. Bir de tuvalete gidelim dedik. İstasyonun alt katına indik. Tuvaletler ücretsiz, fakat tüm tuvaletler alaturka. Avrupa'da bu tuvaletleri görmek benim çok garibime gitti.




Elimizde harita yürümeye başladık. Baktım rüya gibi muhteşem bir görüntü. Ortada bir kanal kenarlarında evler önlerinde birer kayık bağlı. Yani evlerin kapısı kanala açılıyor. Hep anlatırlardı herkesin bir kayığı var diye... Kayığı olmayanları da motor taksiler taşıyor. Sonra bir köprü... Venedik'in sembolu gondollar kanalda gidip geliyor, turist gezdiriyor. Gondolla gezmek çok pahalıydı binmedik, yalnız fotoğrafını çekmekle yetindik. Köprüyü geçip içlere doğru yürümeye başladık, küçük küçük dehlizler iç içine geçiyor (ben bu dehlizleri Mardin'e benzettim), her yer birbirine benziyor. Çıkmaz sokaklar, dehlizler Venedik ayni labirent gibi. Arada bir yolumuzu kaybediyoruz, tekrar haritaya bakıp buluyoruz.



Yürürken bir meydana geldik. Dükler sarayı ve San Marco meydanı. Bu meydan 175 metre boya 82 metre ene sahipmiş. Yani çok büyük. Orada büyük bir kilise var. San Marco kilisesi. Ne muhteşem bir yapı. O zamanda hiç bir teknoloji yokken bu muhteşem yapıları nasıl yapmışlar anlamış değilim. Bu meydan akşamları boydan boya masalarla döşenir, insanlar yemek ve kahve içmeye gelirlermiş. Ayrıca müzik çalar dans ederlermiş. Yılın belli gününde karnavallar düzenlenirmiş, Venedik'liler maskelerini takıp çılgınca eğlenirlermiş. Biz kışın gittiğimiz için bu etkinlikleri göremedik. Biz döndüğümüzün ertesi günü bu meydanı su basmış. Biz gazetelerden öğrendik.




Arada dükkanlara bakıyoruz. Dükkanlar ışıl ışıl, her yer hediyelik eşya dolu. Venedik'in meşhur murano camları var, cam üzerinde çok güzel renkler... 3 tane kolye, küpe aldık. Bir de maskeleri var, ceşit çeşit maskelerden 2 tane de maske aldık. Yürümeye devam ediyoruz.




Büyük kanalın üzerinde Rialto köprüsüne geldik. Bu köprü 1440 yılında onarılmış. Bu köprünün iki yanında alışveriş yapılacak yerler var. Köprüden kanalı, hele gondolların geçişini seyretmek çok muhteşem bir şey.



Venedik'te o muhteşem pizzalardan yedik. Sonra giderken biraz pizza alıp otelde yeriz dedik. Bir pizzacıya geldik. İçeride çalışan birisi pizzayı lahmacun gibi kıvırmış yiyor. Kızım "anne bak pizzayı lahmacun gibi kıvırmış yiyor" dedi. Allahtan adam bizi duymadı. Bizim türkçe konuştuğumuzu duymuş nerelisiniz dedi. Biz de Istanbul'da oturuyoruz dedik. Adam Elazığ'lıymış, yani her yerde Türkler var.




Sonra 7 gibi trene binip Milano'ya doğru yola çıktık. Sabaha karşı kızım Tampere'ye, okuluna döndü. Ertesi gün ben 12 saat rötardan sonra Istanbul'a, vatanıma kavuştum.


25 Mayıs 2009 Pazartesi

Cevizli köfte



Antep yöresinde yapılan bir köfte çeşitidir. Köfte yapılan simit Antep'de bulunur. İnce bulgurun daha ince çekilmişidir. Adına da ufak simit derler. Bu köfteyi annem çok sever, sebebi de çok yumuşak olmasıdır.

Malzemeler

5 çay bardağı çok ince simit(ufak simit)
1 orta boy soğan
3 büyük domates
1 yemek kaşığı domates salçası
1yemek kaşığı biber salçası
3 diş sarımsak
1 su bardağı dövülmüş ceviz
1 çay bardağı pul biber
1 çay bardağı zeytinyağı
1 yemek kaşığı kimyon
1 tatlı kaşığı karabiber
tuz
Yapılışı

Soğan, salça, simit köfte yapılacak tepsiye konulur, karıştırılırıp yoğurmaya başlayalım. Bir kaseye kırmızı biberi, kimyonu, karabiberi koyup üzerine 1 çay bardağı zeytinyağını koyalım. Domatesleri rendeleyelim. Köfteyi yoğururken kaşık, kaşık domatesleri koyarak yoğuralım. Arada da zeytinyağlı karışımı koyalım, yoğurmaya devam edelim. İyice yoğurduktan sonra en son cevizleri koyup karıştıralım. Sonra elmizi biberli yağa batırıp köfteleri küçük küçük sıkalım, ayranla servis yapalım.


24 Mayıs 2009 Pazar

Bebek hırkası

Bu hırkayı yıllar önce oğluma örmüştüm. Çok az giydi ben de saklamışım. Sonra onları çıkardım.Hırkayı çıkardığımda çok mutlu oldular. Saklamamın nedeni ise ilerde çocuklarına göstersinler diye. Ben de bu hırkanın modelini sizlerle paylaşmak istedim.

Bu hırkanın modeli Türkan Şoray'ın kirpiği modelidir. Yakadan başlanmıştır. Önce kollar, sonra da beden kısmı örülmüştür.

22 Mayıs 2009 Cuma

İrmikli kayısı tatlısı


Yaz geliyor. Artık sıcaklardan bunalacağız. Bu sıcak günlerde içimizi serinletecek soğuk, lezzetli yedikçe biraz daha isteyeceğiniz nefis bir tatlı.

Ayrıca kayısının cildi güzelleştirdiğini, bağırsakları çalıştırdığını, kansızlığı önlediğini, karaciğeri tamir ettiğini, beynin düzenli çalışmasını sağladığını, potasyum ve A vitamininden zengin bir meyve olduğunu biliyormusunuz?

Öyleyse bu yaz buzdolabından hiç eksik etmeyelim.

Malzemeler

1 kg süt
10 kaşık şeker
8 kaşık irmik
1 paket vanilya
8 tane kuru kayısı

Üstünün sosu için

250 gr kayısı suyu
2 kaşık nişasta

Yapılışı

Sütün içine şekeri, irmiği koyup pişirelim. Pişmeye yakın kayısıları (küçük küçük doğradığımız) ve vanilyayı koyup biraz daha pişirelim. Sonra borcamı ıslatıp, pişirdiğimiz karışımı dökelim, soğumaya bırakalım. Bir tencereye kayısı suyunu, 2 kaşık nişasta koyup pişirelim. Pişen karışımı tatlının üzerine yayalım. Buzdolabına koyalım. İstediğiniz şekilde kesip servis yapalım.




21 Mayıs 2009 Perşembe

Balıklarım çıtır ve kıtır



Bu benim balıklarım çıtır ve kıtır. 6 ay önce aldığım japon balıklarımı (Hanife ve Kamuran'ı) Finlandiya'ya giderken oğluma bırakmıştım, tekrar gideceğim için almadım. Amerika'ya gittim balıklarımdan her gün haber alıyordum 2 ay sonra bir haber geldi Hanife sizlere ömür ölmüş. Sonra da fanusunu kırmışlar ben tabiki çok üzüldüm. Kamuran'anı da almadım, şimdi onlarda duruyor maşallah sağlığı yerinde.

Kızım benim üzüldüğümü görünce gidip iki tane japon balığı almış. 2 gün ad düşündük sonunda çıtır ve kıtıra karar verdik. Sabah ve akşam yem veriyorum, beni görünce suyun yüzüne çıkıyorlar ağızlarını açıyorlar, yemi hemen yutuyorlar.

Evde bir canlının olması çok güzel. Sabahleyin kalkar kalkmaz balıkların başına gidiyorum, onlarla konuşuyorum, beni dinlendiriyor, mutlu ediyor. Onlar benim can yoldaşım oldu.
Ben en küçük şeylerle mutlu olurum. Sizlerde evinize çiçek, balık veya kuş alabilisiniz. Belki bu küçük şeyler sizi mutlu edebilir.

Bir arkadaşımıza da doğum günü hediyesi 2 tane japon balığı aldık. İnşallah onlarda mutlu olmuşlardır. Mutlu olduklarını duydum. Balıklarının adını da tango ile mango koymuşlar.



20 Mayıs 2009 Çarşamba

Terbiyeli şehriye çorbası


Bu çorbayı kızım yaptı. Ben Amerika'dayken yemek yapmaya başlamış. Çok da güzel yapıyor. (Tabiki annesinden öğrenmiştir) Bu çorba da çok lezzetli olmuş.

Malzemeler

2 yemek kaşığı yağ
1 çay bardağından biraz fazla arpa şehriye
1 yemek kaşığı domates salçası
1 çay kaşığı tuz
1 çay kaşığı şeker
1 tane bulyon
5 bardak su

Terbiyesi için

1 yemek kaşığı un
1 yemek kaşığı yoğurt

Yapılışı

Yağı tencereye koyalım, şehriyeleri az kavuralım. Bir kaşık salçayı koyup kavuralım. Suyunu koyup, bulyonu atalım. Şehriyeler piştikten sonra bir kaba yoğurdu ve unu koyup iyice karıştırın. Çorbadan bir kepçe alıp yoğurdu ılıtalım. Sonra çorbaya katıp hızlı hızlı karıştıralım. Kaynayınca altını kapatalım. Artık çorbamız hazır Afiyet olsun.


19 Mayıs 2009 Salı

İtalya (Milano modanın merkezi)



Tampere'den saat 6.30 da uçağa bindik. 3 saat sonra Milano'daydık. İndiğimizde kar yağıyordu. Finladiya'dan gelip Akdeniz ülkesinde kar görmek bizi şaşırttı, ama yine de mutluyduk. Hava alanından shuttle'a bindik, otelimize geldik. Güzel temiz pırıl pırıl bir oteldi. Hemen keşfe çıktık. Otele gelirken yollarını, otobüslerini İstanbul'a benzettim. Milano güzel ve sakin bir şehir. Hemen hemen sokakların tümünde raylar var. Tramvayların biri gelip biri gidiyor. Hiç beklemiyorsun. Yer altına da metro yapmışlar. Metrodan iniyorsun hemen tramvaya binip istediğin yere gidiyorsun. Ben Milano'da en çok ulaşım ağını sevdim. İtalyan'lar Türk'lere çok benziyor. Aynı iklimin çocukları olduğumuz için belki.


Milanodaki evler eski yapılar. Eskileri yıkıp yerine yüksek apartmanlar yapmamışlar. Olduğu gibi bırakmışlar. New York'daki gibi evler üstünüze üstünüze gelmiyor.

Ertesi gün Duomo meydanına gittik. Orda büyük bir katedral var. Duomo dünyanın en büyük gotik katedraliymiş, yapımı 500 yıl sürmüş. İnanın çok muhteşem bir şey sanki dantel gibi işlenmiş. İçine girdim dahada şaşırdım. İçerisinde vitraylar, tavandaki İsa, Meryem ana ve çeşitli resimler muhteşemdi. İçi tertemiz pırıl pırıldı. İnsanlar oturmuş dua ediyorlardı. Kimileri ise mum yakıyordu. Demek ki bu mum yakma işi bütün dinlerde var. Biz de dileğimiz olunca adadığımız yere mum yakarız.



Meydanın yan tarafında dünyanın en eski alışveriş merkezi var. Tüm markalar orda vitrinlere bakmaktan gözlerini alamıyorsun. Ama çok pahalı. Kadınlar moda dergilerinden fırlamış gibi şıklardı, gözlerimi alamadım.. Zaten biliyorsunuzdur modanın merkezinin Milano olduğunu.




Öğleden sonra Como gölüne gittik. Trene bindik (burada her yere trenle gidiliyor) Trenden indik, içlere doğru yürüdük. Aman allahım bu ne muhteşem manzara büyük bir göl, gölün karşı tarafında bir dağ, bu dağın eteklerinden göle doğru inen çok lüks villalar. Görüntü mükemmel.

Christmas zamanı olması nedeniyle güzel bir pazar, en kaliteli ve lezzetli çikolatar,daha neler neler.Gölde kuğular, ördekler yüzüyor. Büyük bir park, bakımlı temiz, içinde lunapark. Hava soğuk olduğu için kimse yoktu. Gölün üzerinde köprü gibi bir şey yapmişlar ama karşıyı bağlamıyor. Gezinirken baktık köprünün korkuluğuna türkçe yazı yazmışlar gözlerimize inanamadık tabii hemen fotoğrafını çektim.






Christamas zamanı olması nedeniyle güzel bir pazar, en kaliteli ve lezzetli çikolatalar, daha neler. Hele o şekerler, pastalar kızım her tezgahın önünde duruyor şeker ve pastaların fotoğrafını çekiyor.

İtalya'ya gidip de pizza yemeden gelmek olmaz. Biz de yedik. İnanılmaz bir tat (Türkiye'de yapılan pizzalara hiç benzemez.)
Çok yorgun ama mutlu olarak otelimize döndük. Dönerken de Venedik biletlerimizi aldık. Yarın
büyük gün.Erken kalkmamız lazım.


18 Mayıs 2009 Pazartesi

Sürk


Lor, peynir yapıldıkdan sonra altta kalan kısmıdır. Hatay yöresinde bu loru çeşitli baharatlarla karıştırılarak değişik bir tat yapmışlardır. Adına da sürk demişlerdir. Daha çok Antakya tarafında yapılır. Kahvaltılarda yenir. Peynir satan dükkanlarda bulunur.

Lor tam bir kalsiyum deposudur. Peynirden çok kalsiyum ihtiva eder. Bunun için kemik erimesini önlemek ve kemikleri güçlendirmek için bol bol yemeliyiz.

Malzemeler

500 gr lor
1 yemek kaşığı biber salçası
1 yemek kaşığı kimyon
1 çay kaşığı karabiber
1 çay kaşığı yenibahar
3 yemek kaşığı kekik
tuz

Yapılışı

Bütün malzemeleri karıştıralım, iyice yoğuralım. Yumurta şeklini verelim (yalnız altınin düz olması gerekiyor tepsiye koymamız için) Bir tepsiye kağıt peçete açalım, üzerine sürkleri dizelim. Üstünü tülbentle örtelim, bir gün kaldıktan sonra seralara sarıp dondurucuya koyalım. Kahvaltılarda yiyeceğimiz zaman çıkarıp dilim dilim kesip üzerine zeytinyağı gezdirelim.


17 Mayıs 2009 Pazar

Aile boyu güneşlenen kaplumbağlar


Bu resmi New York'da Central Park'ta çektim. O kadar şirinler ki fotoğraflarını çekmeden yapamadım. İnşallah siz de beğenirsiniz.


16 Mayıs 2009 Cumartesi

Gümüş aynalar (aluminyum folyo)


Aluminyum folyodan yaptığım bu aynaları gerçeğinden ayırmak çok zordur. Ancak elinize aldığınız zaman gümüş olmadığını anlayabilirsiniz. Ben de bunları alimunyum folyo kursunda yaptım. Aynaların üzerindeki sarı renkteki yerler yaldız soba boyasıdır. Bu aynalardan 3 tane ayrı boyutlarda yaptım. Alt alta asıyorum. Bence çok güzel duruyor. Bilmem sizler nasıl buldunuz?


14 Mayıs 2009 Perşembe

Helsinki



Finlandiya'nın nufüsu en fazla olan ili ve başkentidir. Bir gün önceden Helsinki biletlerini kızım okuldan dönerken aldı. Trenle gidiceğiz ve sabah 6.5 da yola çıktık. Trenler çok temiz, rahat ve güzeldi. 2 saat yolculuktan sonra Helsinki'ye geldik.






Helsinki çok temiz bir şehir, düzenli güzel. Burada yüksek bina göremezsiniz. 4 kattan fazla bina yok gibi. Baltık denizinin kıyısına yerleşmiş şehir. Küçük kızımla elimizde bir harita, sırtımızda çantalarımız yola koyulduk. Önce dünyanın ilk taş kilisesine gittik. Kayanın içini oymuşlar, o çağda bile muhteşem bir kilise yapmışlar. Her ülkeden kafile kafile kiliseyi görmeye gelmişler, bayağı kalabalıktı. Kiliseden ayrıldık, aman bir soğuk bir soğuk -8 derece donuyoruz ama gezmeden, görmeden gitmek olmaz.



Baltık kıyısına geldik. Orda pazar kurulmuş el örgüleri, pançolar, biblolar özellikle geyikler, hele bir kızılderili vardı sürekli tamtam çalıyordu. Bende fotoğrafını çektim. Hiç bir şey almadık ,her şey çok pahalıydı. Ama manzara çok güzeldi.






Ordan tepedeki bir kiliseye gittik. Gerçekten binaların içi ve dışı oya gibi işlenmiş muhteşem yapılar. Camlardaki vitraylar, tavandaki, duvarlardaki resimler muhteşem. Kiliseye girdiğimizde başımızda berelerimiz vardı, papaz bize çıkarmamızı söyledi. Biz kiliseyi gezerken vaftiz töreni vardı, izledik fotoğraf çekemedik çünkü yasaktı.Keşke çekebilseydim sizlere gösterirdim. Bebeği kutsal dedikleri bir tas suda (o soğukta) başını ve ayaklarını yıkıyorlar. Bebeğin günahlarından arındığını zannediyorlar. Ama bence bebekler günahsız tertemiz doğarlar.




Arada bir cafeye girip sıcak bir şeyler içiyoruz. Yemeklerimiz çantada onlardandan yiyoruz. Dışarda bir şey yemeğe güvenmiyoruz. Avrupalılar en çok domuz eti yiyorlar, bunun için her taraf kokuyor (yemek olan yerler) belki bana öyle geliyordur. Düzenli bir şehir. Avrupa zirvesi burada yapılıyor. Avrupa birliğini en çok hak eden bir ülke. Bir kaç kilise, müze, alışveriş merkezi gezdikten sonra tekrar istasyona geldik ve Tampere'ye döndük. İtalya'ya da 2 gün sonra gideceğiz, ordan da izlenimlerimi yazacağım.

13 Mayıs 2009 Çarşamba

Kelebekli Abajur



Eskiden salçalar ve yağlar bu küplerde saklanırmış. Ben de bu küplerden bir tane aldım. Abajur yapmak istiyordum. İlk önce küpümü sarıya boyadım, çünkü mobilyalarım sarı. Sonra beğendiğim bir peçeteyi aldım. Tek tek kelebekleri kestim tek kat oluncaya kadar ayırdım. Sonra peçete yapıştırıcısı ile küplerin üzerine yapıştırdım. Kelebeklerin çevresini 3 boyutlu yaldız boyayla çizdim. Üzerlerini sprey vernikle vernikledim.

Elektrik aksamımı aldım. Montajını yaptım. (bu arada elimden her iş gelir) Eski abajurumun şapkasını mobilyama uysun diye sarı sprey boyayla ara ara boyadım, onu da monte ettim. Tasarruflu ampülü taktım. Artık abajurum hazır.

Ben çok severek kullanıyorum. Siz de kendi el emeğinizin ışığını yakıp her gün seyredebilirsiniz.





12 Mayıs 2009 Salı

Mıcırık aşı (patlıcan yemeği)



Antep yöresinde yapılan bir tür patlıcan yemeğidir. Tadı dolmanın içine benzer. Daha çok kışın, yazdan kurutulan patlıcan başlarından yapılır.

Malzemeler

2 büyük soğan
1 parça kuru parça biber
5 diş sarımsak
2 su bardağı kadar kurtulmuş patlıcan başı
1 fincan pirinç
3,4 parça domates kurusu
1 yemek kaşığı domates salçası
1 yemek kaşığı biber salçası
1 yemek kaşığı nane
4 yemek kaşığı yağ
1 kahve kaşığı karabiber
1 çay kaşığı limon tuzu
1 tatlı kaşığı şeker

Yapılış

Bir tencereye yağı koyup, doğradığımız soğanlarla birlikte kavuralım. Biberi de atıp solduralım. Salçaları, sarımsakla beraber 3 bardak su koyup kaynamaya bırakalım. Diğer tarafta patlıcanları yumuşayıncaya kadar kaynatalım. Suyunu döküp süzelim. Kaynayan suyun içine patlıcanları ve parça domatesleri atalım. Bir fincan pirinci ve limon tuzunu, şekeri ilave edelim. Pişmeğe bırakalım. Suyunu kontrol edelim. Kıvamı sulu pilav gibi olacak. Pişen yemeğin üzerine tavada kızdırdığımız yağın içine nane ve karabiberi atıp yemeğin üzerine gezdirelim. Afiyet olsun.


11 Mayıs 2009 Pazartesi

Güneydoğu'nun Paris'i Gaziantep



Seyahatımı Gaziantep'e yaptım. Annem biraz hastalanmıştı, hem ziyaret edeyim, hem de sizler için fotoğraf çekerim dedim. Annem biraz iyi olunca aldım elime fotoğraf makinesini çıktım. Önce tamamen yenilenmiş bakırcılar çarşısını, yeni açılmış Tütüncüler hanının içindeki cafeyi gezdim. Mağaranın içinde kuyu var. İçine baktığın zaman şırıl şırıl suyun sesini duyuyorsun insana huzur veriyor. Oturacak yerler yapılmış. Bir köşede iki kadın oturmuş biri yufka açıp sıkma yapıyor, diğer kadın gözleme yapıyor. Mis gibi Türk kahvesi, çaylar, güzel bir ortam. İçerisi buz gibi hele yazın ne güzel olur, Antep'in yakıcı sıcaklarında serinlersin.

Bakırcılar çarşısı yenilenmiş, dükkanlar ahşaptan tek tip yapılmış. Belki bilmezsiniz bakırcılık deyince ilk akla gelen Antep'dir.Bakırların üzerine yapılan işlemeleri hiç bir yerde göremezsiniz. Artık bu zaanatkarlık da yavaş yavaş yok olmaya yüz tutmuş.

Biliyorsunuz Antep yemekleri çok meşhurdur.Kebapları dönerleri , lahmacunu, içli köftesi hele de baklavaları, fıstık ezmesi, bülbül yuvası, saray sarması saymakla bitmez, mutlaka tatmak lazım.Tatmak için de mutlaka Antep'e gitmek gerek.



Yeni restore edilmekte olan Gaziantep kalesini gezemedim. Fakat yeni açılan alışveriş merkezini gezdim, muhteşem bir yer olmuş. Vaktim olmadığı için fazla gezemedim. İnşallah bir daha gittiğimde daha değişik yerleri gezip sizlere anlatacağım.

Mutlaka güneydoğunun incisini GAZİANTEP'İ görün.


9 Mayıs 2009 Cumartesi

Şehriyeli yoğurtlu çorba


Annemin en sevdiği çorba. İstanbul'a dönerken bir tencere yaptım. Annem bol bol yesin diye. Afiyet olsun anneciğim. İnşallah en kısa zamanda iyileşirsin.

Malzemeler

1 çay bardağı arpa şehriye
5 bardak tavuk suyu veya et suyu
1,5 bardak yoğurt
1 yumurta
2 yemek kaşığı nane
1 çay kaşığı karabiber
3 yemek kaşığı yağ
1 tatlı kaşığı un

Yapılışı

Şehriyeler 5 bardak tavuk suyu ile ateşe konur. ( Tavuk suyu yerine bir bulyonu kaynayan çorbanın içine atabiliriz)
Şehriyeler yumuşayınca biraz tuz atılır. Diğer tarafta yoğurt bir çukur kaba boşaltılır, içine bir yumurta kırılır, 1 tatlı kaşığı un konur. Yoğurt pürüzsüz oluncaya kadar çırpılır. Kaynayan çorba suyundan alıp yoğurdun üzerine dökülür, yoğurt ılık oluncaya kadar çorbanın suyu ile karıştırılır Sonra yoğurt çorbanın içine dökülür ve karıştırlır. Bir taşım kaynadıktan sonra altı kapatılır. Bir tavada yağ kızdırılır içine karabiber ve nane konur. Çorbanın üzerine gezdirilerek dökülür.


8 Mayıs 2009 Cuma

Kekik salatası




Antakya yöresinde yapılan bir çeşit salatadır. Kız kardeşim İskenderun'dan getirdi, birazını salata yaptım, kalanını da temiz bir kavanoza, kekikleri yıkayıp ayıkladıktan sonra koydum. Üzerine biraz tuz koydum, üstünü de zeytinyağı ile doldurdum, buzdolabına koydum. Sabah kahvaltılarında doğradığımız domates, salatalık, biberin üzerine bir kaşık hazırladığım kekikten koyuyorum. İnanın çok nefis oluyor.
Kekiğin faydaları saymakla bitmez. Hazmı kolaylaştır, iştah açar, bağırsaklardaki mikropları öldürür, kan şekerini düşürür. Ayrıca stres ve uykusuzluğa iyi gelir.
Salatasını herkese tavsiye ederim. Hele pilav ve kebapların yanında harika oluyor.

Malzemeler

2 tane yeşil soğan
1 tane yeşil biber
2 orta boy domates
1 tutam maydanoz
2 bardak temizlenmiş kekik
1 yemek kaşığı nar ekşisi
1 tatlı kaşığı biber salçası
3 yemek kaşığı zeytinyağı

Yapılışı

Bütün yeşillikleri küçük küçük doğrayalım. Üzerine nar ekşisini, biber salçasını, zeytinyağını , tuzunu koyup karıştıralım. Salatamız hazır artık yiyebilirsiniz.

Sizlere bir öneri de bulunacağım. Salatalara koyduğumuz zeytinyağı şişesine bir iki dal kekik koyalım. Sonra o yağı salatalarımızda kullanalım, gerçekten salatalarımıza tat ve aroma katıyor. Şişede yağ bittikçe tekrar üzerine dolduralım. Afiyet olsun.